Birinci kurban bağışı savaşı

2007-12-19 23:15:00

Salı günü toplam altı buçuk saat araba kullandım. Güneş doğduktan sonra, bir yerden bir yere gidebilmek için, yani evimden Kadıköy’deki çekim yerine, Kadıköy’den tekrar eve, birkaç saatlik aradan sonra mecburen aynı istikametlerde tekrar aynı gidiş-dönüşü yapmak için tam altı buçuk saat direksiyon başında kaldım.

“Hiç olmazsa akış vardır” inancıyla yeni ara ve ana yollar keşfederken İstanbul’u neredeyse dört döndüm. Bu arada yemek yedim, kahve içtim, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ı dinledim, bütün ekonomi hocalarının farklı radyolardaki farklı yorumlarına kulak verdim, onlarca telefon konuşması yaptım (trafik akmıyordu), sırtımdaki ağrının neden bir türlü geçmediğine dair tespitlerde bulundum ve şehrin her tarafındaki reklam panolarına takıldım...

***

Mesele de burada başladı.

Birden bütün reklam panolarının özenle çalışılmış, para harcanmış kampanyalarla dolu olduğunu gördüm. Hepsi aynı şeyi istiyordu kamuoyundan: Kurban bağışı!

Türkiye bir yardım derneği ve vakıflar cenneti olmuş, hey!

Pek çoğunun belli ki özel stratejistleri, billboard’lara para yatırabilecek ve de gazete, televizyonlara reklam verebilecek profesyonel işletilen bir sermayeleri ve hatta ajnasları bile var demek ki...

Altı buçuk saat birbirinden farklı dernek ve vakfın “Türkiye’yi insan olmaya davet eden” ve hemen ardından “kurban bağışınızı bize yapın” diyerek biten ilanları gördüğünüzde kafanızda bir sürü ampul yanıp sönmeye başlıyor haliyle...

Belediye ya da basın bu tür “hayır” işlerine ne kadar “sponsor” olabilir?

Tabii bunlar büyük işler ama ben de gönüllü çalışanı olduğum birkaç dernek ve vakıftan bilirim ki “kendini tanıtmak ve anlatmak çok önemlidir” ve bu konuda yardımcı olabilecek mecra da sınırlı bir hayırseverlik gösterebilir... Ücretsiz bir küçük ilan çıkarabilmek bu sebeple çok mucizevdir...

Yapacağın hayır çalışmasından kısıp reklam için iyi para harcayabiliyorsan eğer...

Bilmem...

***

Her neyse...

İçimdeki giderek kötüleşen şüpheci yaratık bu kadar çok “bağışınızı bize yapın, nakit yapın, şu kadar yapın” diyen bütün dernek ve vakıflara bir ürpermeyle bakmakta.

Şu andaki görünümleri birkaç yıl önce yaşadığımız terlik savaşlarına benziyor.

Çılgınlar gibi terlik reklamı vardı her yanımızda, anımsarsınız.

Çılgınlar gibi kurban bağışınızı bize yapın reklamları görüyorum şimdi.

Aslında temiz iş di mi; tam yurt dışına çıkarken bankaya yatırıverirsiniz parayı, olur biter...

Eskiden iyilikten bu kadar şüphe edene kaçık gözüyle bakardım. Sanırım ben de sonunda ayarımı bozdum. Şüphelerimden kurtulamıyor, her iyiliğin hesabını görmek istiyorum...

Bence ilanla bağış isteyen vakıflar ve dernekler, ilanla yaptıklarını, başardıklarını, ulaştıkları hedefleri açıklasınlar. İnsanların zaaflarını, duygularını sömürmeden, kimseyi küçük düşürmeden, biz şu kadar zamanda şunu yaptık, bunu yaptık desinler.

Göz yaşartıcı ve sömürücü ilanlardan çok daha fazla inandırıcı ve etkileyici olmaz mı...

İCLAL AYDIN - VATAN GAZETESİ

www.gazetevatan.com

0
0
0
Yorum Yaz